21 Ekim 2008 Salı

Ahmet Mümtaz Taylan
İYİ OYUNCU BİR DAHA ASLA TEKRAR EDİLEMEYECEK BİR ŞEY YAPANDIR.


Metrodan çıktıktan birkaç dakika sonra cep telefonuma bir mesaj düşüyor. "Aradım, ulaşamadım. Röportajı yapalım ama önce telefonda usulünü konuşalım. Ahmet Mümtaz Taylan" Refleks bir hareketle telefonun arama tuşuna basıyorum. Tanıdık bir sesin, tanımadığım notalarını koklamaya çalışarak, derdimi anlatıyorum. Zatıma tahsis ettiği peşin bir iyi niyetle, hiç sözümü kesmeden dinliyor beni. Kısa cümlelerle konuşuyor. Ertesi gün için sözleşiyoruz.

İstanbul trafiğinin dengesizliğini göz önünde bulundurarak buluşma saatine 15 dakika kala "café"den içeri giriyorum. Erkenci olduğumu düşünürken, misafirimin beni beklediğini görüyorum. Tek başına oturuyor. Kendimi tanıtıyorum. Nazikçe masasına buyur ediyor, oturuyorum. Sözü, havadan sudan sektirip duruyorum. Sohbeti başlatamıyorum. Acemiyim, ama o bunu bilsin istemiyorum. "Söyleşiye başlamadan önce bana sormak istediğiniz bir şey var mı?" diyorum. Gözlerimin taa içine bakarak, "Sadece, senaryo okumayı bildiğimi söylemek istiyorum." diyor. Blogda, "Son Bahar"la ilgili yazdığım eleştiride sarf ettiğim cümleyi hatırlıyorum. Kırılmış olacağını düşünüyorum. Anlamsız birkaç cümle geveliyorum belli belirsiz ve konuyu "kimliğime dair" bir gizlilik anlaşması talebiyle geçiştirmeye çalışıyorum. Telaşlı manevramı fark ettiği halde yüzüme vurmuyor. Bir sigara yakıp, zaman kazanmayı deniyorum. Babadan kalma yöntemle, yani kayıt cihazı kullanmadan sadece notlar alacağımı ve sohbetin sonunda da izlenimlerimi yazıya dökeceğimi söylüyorum. "İlginç…" diyor.

HAYATIN GERÇEKLERİNİ İNKAR ETMEMEYİ BİLECEK YAŞTAYIM.
Ahmet Mümtaz Taylan, 12 Eylül 1965 yılında Ankara’da doğmuş. Kişisel olarak, demografik, sosyal statü, medeni hal gibi bilgilerle hiçbir bağlamda ilgilenmediğim için bu minvalde sorular sormuyorum. Kimse kusura bakmasın. Ancak insanların takip ettiği, sevdiği, hayran olduğu sanatçılarla ilgili her türlü bilgiye ulaşmak istemesinin doğal olduğu, bu sebeple en doğru kaynağın ve iletişim olanağının da bir "web sitesi" olduğu konusunda hemfikir oluyoruz, konuşmanın en başında. Bu fikri birliktelikten yüz bularak, resmi web sitesindeki kimi bilgilerin eskiliğinden dem vuruyorum. "Haklısın. Bir şeyin nasıl olması gerektiğini biliyorum ama, galiba biraz tembelim." diyor. Bu tembellik itirafının üzerinde durmayarak, kendimce deminki uzlaşmacı tavrına karşılık veriyorum ve bu sohbetten magazin malzemesi çıkarmaya niyetli olmadığımı gösteriyorum. Bu yazı yayımlandığında web sitesinin güncellenmiş olacağı konusunda söz veriyor. Sözünü tutacak mı, henüz bilmiyorum. Sormuyorum. Hiç telaffuz etmiyor ama sesinin tonundan anlıyorum ki, iki dudağının arasından çıkan söz, kağıtlara atılan imzalardan daha önemli.

İktisatla başlayıp, oyunculukla son bulan eğitiminin, tiyatro sahnesinde filizlenip sinemayla palazlanan rotasının ekranla ne zaman kesiştiğini merak ettiğimi itiraf ediyorum. Böylelikle aslında daha ilk dizisinde başrol oynadığını öğreniyorum. Yönetmenliğini Bora Tekay’ın yaptığı, "Uzaktan Kumanda" adındaki dizide başrol oynayarak ekran macerasının başladığını anlatıyor. Diziyi hatırlayamıyorum. "Çok normal, çünkü Dinç Bilgin tutuklanıp kanal karışınca, ana haber bülteni bile yayımlanamaz hale gelmişti. O karmaşa arasında bizim dizi de 3. bölümde yayından kalktı." diyor. Anlattığı dönemi hatırlıyorum. "Yeniden ekrana dönme kararım da kızım Ayşe’nin doğumuna denk gelir." diyor.

Yılan Hikayesi, ikinci ekran projesiymiş, arkası da peş peşe gelivermiş. Benim hatırladığım ilk ekran projesi de, "Çapkın" adındaki Show TV dizisiydi. Sene 2005 olmalı. Ahmet Mümtaz Taylan, "Okul", "Yazı Tura", "İnşaat" gibi sinema filmlerinde rol alarak hafızamın kıyılarında çoktan saf tutmuşken, absürt mü değil mi bilemediğim, kararsız kalmış hissi veren bir diziyle karşıma dikilivermişti.




.

Devamını Buyrun Buradan Okuyun



.
Fotoğraf: Ahmet Mocan