7 Ekim 2008 Salı

Bugünkü “Zeynep”in mesleki bakışını oluşturacak dokulara yakın olmak için işsiz kalmayı göze aldım.


Genç bir yönetmen Zeynep Günay Tan, biyolojik yaşıyla da mesleğe bakışıyla da genç. 15 senedir bu sektörün içinde önce asistan sonra yardımcı yönetmen, son 4 yıldır da yönetmen olarak kamera arkasında vazife yapıyor. “Vazife” sözcüğünü işine rutin bir görev gibi baktığı ve kanıksadığı için değil, bir tür “hizmet” olarak algıladığı için seçtim. “Hepimiz senaryoya hizmet ettiğimizi bilmeliyiz.” diyor, işinin inceliklerini anlatırken. Güler yüzlü. Ortak lisan oluşturmakta hiç zorlanmıyor. Özenle seçiyor kelimelerini, içten ve sağa sola çekiştiremeyeceğiniz dümdüz, çapaksız cümleler kuruyor. Meslek alışkanlığından olsa gerek…

Bütün samimiyetiyle ve neş'esiyle sürdürdüğü sohbetin her anında elini kalbinin üzerine koyarak sözcüklerin bağını çözüyor. Yazdıklarımdan fazlasını konuşuyoruz. Sorular ne kadar kıvransa, meyil alsa da her cevabın kıyısına köşesine iliştirilmiş incelikli bir mesafe sanki ete kemiğe bürünüyor ve onun "özel" saydığı kıyılara ayak basmanızı engelliyor.

"Kırık ve imkansız bir aşk hikayesi.." diyor, uzun uzun anlatmak istemediği idealindeki film projesinden bahsederken. "Seyrettiğim zaman, 'Ah ne güzel olmuş, süper' dediğim çok az sahnem var. Hiçbir bölümü 'şahane' diyerek huzur içinde izleyemedim." diyor. Hayat, tüm çağrışımlarıyla efsunlu bir ideal sunmuş ona ve en külfetli çabanın bile bir tür yaşam bilgeliği olduğuna öyle içten inanmış ki, siz de gözünüzü kırpmadan kapılıp gidiyorsunuz sözcüklerin peşinden.
Buyrun!

• Zeynep Günay Tan Kimdir?
Gönen doğumluyum. Annem babam avukat ve hâlâ Gönen’de yaşıyorlar. Ben ilkokul 5’inci sınıftan itibaren İzmir’de okudum. İzmir Amerikan Lisesi mezunuyum. Lisede okurken oyuncu olmak istiyordum. Izmir Amerikan Lisesi de tiyatro konusunda oldukça aktif bir okuldur. Kocaman bir anfimiz vardır ve her sene bir oyun sahnelenir. Konservatuardan hocalar gelirdi. Benim hocam Cengiz Küçükayvaz’dı mesela. Yönetmen olduktan sonra hiç çalışamadık ama üzerimde çok emeği vardır. Fakat ailem oyuncu olma fikrimi pek desteklemedi. Sonra Milli Eğitim Bakanlığı’ndan burs kazandım ve İtalya’da “Birleşik Dünya Koleji” diye bir okula gittim. İki sene orada okudum. İçimde hala oyuncu olma isteği varken okul televizyonu vasıtasıyla kamera arkasıyla tanıştım. Röportajlar yapıyordum, küçük kısa filmler çekiyorduk onları kendimiz kurguluyorduk, montajlıyorduk. Bu sayede kamera arkasında daha çok keyiflendiğimi fark ettim ve sinema okumaya karar verdim. Floransa’daki Domms Sinema Televizyon okuluna kabul edildim.

Fakat 5 Nisan kararlarıyla bursum kesildi. Apar topar Türkiye’ye döndüm. Üniversite sınavına gireceğim ama Sinema Televizyon bölümünü kazanmam pek mümkün görünmüyor. Çünkü İtalya’da gördüğümüz müfredatla buradaki birbirinden tamamen ayrı. Sonunda İtalyan Dili Ve Edebiyatı'nı yazdım ve kazandım. Okula kayıt yaptırmak niyetinde değildim. Bir yıl bekleyip sinema okumak istiyordum. Babam benimle bir pazarlık yaptı. "Bu bölümü oku, ben de sana bir stüdyoda staj ayarlayayım.” dedi. Kabul ettim. Bahsettiği yer Vipsaş. İlk görevim, Vhs’ten Betacam’a aktarma yapmak. 5 ay boyunca devamlı olarak bu işi yaptım. Vipsaş’da çalışırken de Kartal Tibet’le tanıştım. İlk asistanlık yaptığım kişi Kartal Tibet oldu. Setin en küçük asistanı olarak başladım. Ama Kartal Bey beni her zaman montaja götürürdü böylece montajı da öğrenmek için imkanım oldu. Sonra da çok şükür, harika bir yönetmen portfolyom oldu. İsimlerini her zaman gururla söyleyebileceğim yönetmenlere asistanlık yaptım. Çalışma sırasıyla gitmem gerekirse Kartal Tibet, Türkan Derya, Taner Akvardar, Orhan Oğuz, uzun sure Ömer Kavur, kısa bir dönem Atıf Yılmaz ve Şerif Gören, Ziya Öztan ve en son Çağan Irmak.



.

.

.
Devamını Buyrun Buradan Okuyun