15 Kasım 2008 Cumartesi

Ali Can Yaraş
Hayatımın Hiçbir Döneminde Yazıyla Çok İlgim Olmadı.

acykapak

Pırıl pırıl gözleriyle gülümsüyor. Kolumdan tutup öyküsünün içine çekiyor beni. Havada tuhaf ve keskin bir koku var. Masada tabaklar, fincanlar, boş şişeler, boy boy çizili kağıtlar, fotoğraflar, etrafa saçılmış kurşun kalemler, ortası delikli yeşil silgi, boyalı bez parçaları, tebeşirler, çeşit biçim boya kalemleri var. Sanki burası bir masal atölyesi, o da unutmamak için yazan Peter Pan. Şaşkınlığımı bekliyormuş gibi özenle çizip önüme bırakıyor hikayesini. Kendini hiç anlatmaz diye yakınan bir dostundan habersiz ve onu şaşırtacak denli derinlikte kendinden bahsediyor, hatta çocukluğundan, ilk gençlik yıllarından ve gelecekten. Biraz da düşlerinden. Konuşmayı, anlatmayı seviyor. Kim sevmez ki?

Modalı bir ailenin büyük oğlu Alican Yaraş. İstanbul, Kadıköy doğumlu. Babasının vazifesi nedeniyle çok çocukluğunun her bir parçasını Anadolu’nun büyük kentlerine emanet bırakıp, az çocukluğunu yaşadığı bu koca kente dönmüş. “Eskişehir, Adana ve Ankara… Çocukluğum buralarda geçti. Ilkokul 4. sınıftayken tekrar İstanbul’a tayin oldu babam. Yeşilköy’de bir ilkokulu bitirdim. Sonra Yeşilköy’de bir ortaokulu bitirdim. Sonra Yeşilköy’de bir liseye gittim. Lise son sınıfta okuldan atıldım. Ankara’nın bir köyünde, küçük bir köy okulunda bitirdim liseyi. Çocukluğumdan hatırladığım anılarımın çoğu kitap okumakla ilgilidir. Okumaya çok meraklıydım. Herşeyi okuyordum. Bugün de öyleyim. Hatta annem ve babam bir-iki gün için şehir dışına gitmek zorunda kalmışlardı. Bana da harçlık bıraktılar, kardeşim de var, lazım olur diye. Ben o harçlığın hepsiyle kitap aldım. İki gün parasız kaldık. Kitapçıdaki kasiyer kadın aldığım kitaplara bakıp, “Yazar mısınız?” diye sormuştu. “Yazarım.” dedim. Orta 1’e gidiyorum...”

HAYATIMIN HİÇBİR DÖNEMİNDE YAZIYLA ÇOK İLGİM OLMADI.
En sevgili oyun arkadaşları “kitap” olan, hayali kahramanları en sadık dost belleyen çocuklar tanıyorum. “Çok kazanmasam, kağıda adımı bile yazmam.” cümlesinin sakladığı yorgunluğun kırık dökük meylinde, gün ağardığında ya da gök gürlediğinde henüz kapatmış olduğu masal defterinde cirit atan hayali arkadaşlarını paylaşmaktan vazgeçmeye gönüllü o küçük çocuğu dinliyorum. Tahtadan araba yapan, bisikletini onaran, okul defterinin etiketlerine adını inci gibi yazan o becerikli parmakların, hiç şaşırtmayacak öyküsü gibi anlatıyor hayatı. Bir yokuştan yalın ayak inerek kıyıya ulaşmaya çalışıyoruz, yan yolları işaret etsem de bildiği yoldan sapmıyor. Sohbetin izin verdiği ölçüde inatla çekiştiriyorum ama kurmayı çok sevdiği öykülerini, bildiği gibi anlatmaktan vazgeçmiyor. Sabırsızlıkla dinliyorum.

“İstanbul Üniversitesi Tarih bölümünde okurken bir gün gazetede Şehir Tiyatroları, Beklan Algan Tiyatro Araştırma Laboratuvarı’nın ilanını gördüm. Oyuncu alıyorlardı, yetiştirmek üzere. O güne kadar tiyatroyla filan ilgim yoktu. Yazıyla da ilgim yoktu. Hayatımın hiçbir döneminde de yazıyla çok ilgim olmadı. Böylece 1986 yılından itibaren yani bir yandan üniversitede okurken Tiyatro Araştırma Laboratuvarı’nda çalışmaya başladım. Yaklaşık 10 yıl sürdü. Oyunculuk eğitimi aldım. Biraz da tiyatro rejisine yöneldim. Amatör tiyatro toplulukları kurdum. Oyunlar sergiledim. 90-97 arası tiyatro yönetmenliği yaptım kendi kurduğum topluluklarla. Türkiye’ye gelen yabancı yönetmenlerle çalıştım. Eguine Barba ve La Mama ile çalıştım. Alternatif mekanlarda oyunlar sergiledim. Hem yazdım, yönettim ve oynadım. Öyle olağanüstü bir oyuncu değilim belki ama kötü bir oyuncu sayılmam.”

Televizyon için yazmaya nasıl başladınız?
Lisede birlikte okuduğumuz yakın bir arkadaşım Sinema-Tv bölümünü kazanmıştı. Onun sayesinde benim de o bölümünden pek çok arkadaşım oldu. Onlar her yarı dönemde ödev olarak film çekiyorlar. Ben de oyunculuk eğitimi alıyorum bir yandan, filmlerinde oynamaya başladım. Herkesle arkadaş olduk. Bunların arasında Serdar Akar, Tarkan Karlıdağ, Bora Onur görüntü yönetmeni Selahattin Sancaklı var. O dönemdeki hemen hemen herkesin dönem ödevi filmlerinde oynadım. O zaman da öğrenci filmlerine oyuncu bulmak kolay değildi. 20 küsur kısa filmde oynadım. Hatta okulun dekanı Sami Şekeroğlu en son odasının kapısına yazmıştı, “Alican Yaraş’ın oynadığı filmler jüriye kabul edilmeyecek!” diye..






Devamını Buyrun Buradan Okuyun!


.
® Cihangir, Kasım 2008

.
Fotoğraflar: Vedat Ozan
.